Ana içeriğe geç

Aile Ofisi Öngörüleri Serisi

Aile Şirketlerinin Küresel Görünümü: 2025

Deloitte Private’ın “Family Business Insights Series” kapsamındaki ikinci küresel yayını olan “Defining the Family Business Landscape, 2025” raporu, aile şirketlerinin küresel ölçekteki konumunu, riskleri nasıl yönettiklerini ve sürdürülebilir başarı stratejilerini ele alıyor. Rapor; aile şirketlerinin ekonomik etkisi, büyüme stratejileri, sahiplik ve yönetişim yapılarındaki dönüşüm ile risk yönetimi, teknoloji ve yapay zekâ yatırımları, yönetişim, yetenek yönetimi ve halefiyet planlaması gibi başlıklara odaklanıyor.

Yıllık geliri 100 milyon ABD doları ve üzeri olan 1.500’ün üzerinde aile şirketi yöneticisiyle gerçekleştirilen küresel anketler, 200 bini aşkın aile şirketini kapsayan veri analizleri ve üst düzey aile şirketi liderleriyle yapılan derinlemesine görüşmeler doğrultusunda hazırlanan rapor; aile şirketlerinin küresel ekonomideki artan rolünün altını çiziyor . Veriler, aile şirketlerinin büyümeye devam ettiğini ortaya koyarken, aynı zamanda önemli bir dönüşümden geçtiklerine de işaret ediyor. Dijital teknolojiler, yapay zekâ uygulamaları, risk yönetimi, kurumsal yönetim mekanizmaları, yetenek yönetimi ve halefiyet planlaması artık bu büyümenin merkezinde yer alıyor.

Yıllık geliri 100 milyon ABD doları ve üzeri olan aile şirketleri, küresel ölçekte tüm işletmelerin %22’sini oluşturuyor. Bu aile şirketlerinin sayısı, 2020 yılında 16.194 iken günümüzde 18.087’ye ulaşmış durumda. Makroekonomik faktörler dikkate alındığında, bu sayının 2030 yılına kadar 19.744’e yükselmesi ve 2020–2030 döneminde %22’lik bir artış göstermesi bekleniyor. Bu tablo, aile şirketlerinin küresel ekonominin geleceğini şekillendiren önemli aktörlerden biri olduğunu gösteriyor.

Bölgesel bazda değerlendirildiğinde, Avrupa’nın en hızlı büyüyen bölge olacağı öngörülüyor. Avrupa’daki aile şirketlerinin sayısının 2025 yılında 4.084’ten 2030 yılında 4.577’ye çıkarak %12 artması beklenirken, 7.595 aile şirketiyle Asya Pasifik bölgesi hâlihazırda dünyada en fazla aile şirketine sahip bölge konumunda bulunuyor. Bu sayı Kuzey Amerika’da 5.152, Avrupa’da 4.084, Orta Doğu’da 528, Güney Amerika’da 352 ve Afrika’da 377 seviyesinde.

Küresel ölçekte tüm işletmelerin toplam gelirinin 109 trilyon ABD doları seviyesinde olduğu tahmin edilirken, aile şirketleri bu gelirin %19’unu oluşturarak yaklaşık 21 trilyon ABD doları katkı sağlıyor. Aile şirketlerinin toplam geliri, 2020 yılında 16 trilyon ABD doları seviyesindeyken, 2030 yılına kadar gelirin 29 trilyon ABD dolarına ulaşması bekleniyor. Bu artış, 2020–2030 döneminde %84’lük güçlü bir büyümeye işaret ederken, aynı dönemde aile şirketi dışındaki işletmelerde öngörülen %59’luk büyümenin belirgin şekilde üzerinde seyrediyor.

Bu dönemde, Kuzey Amerika ve Asya Pasifik’teki aile şirketlerinin en yüksek gelir artışını kaydetmesi bekleniyor. Söz konusu bölgelerde aile şirketi gelirlerinin Kuzey Amerika’da %97 artışla 12 trilyon ABD dolarına, Asya Pasifik’te ise 9,0 trilyon ABD dolarına ulaşacağı öngörülüyor.

Araştırma sonuçlarına göre, aile şirketlerinde sahiplik yapısında belirgin bir dönüşüm yaşanıyor. Aile şirketlerinin %26’sı hâlihazırda dış yatırımcı veya özel sermaye yatırımı hedeflerken, %19’u aile dışı yönetimin ortaklık payını artırmayı, %12’si halka arzı değerlendiriyor. Şirketlerin %3’ü ise işletmeyi tamamen satmayı planlıyor.

Sahiplik yapısındaki bu değişim birden fazla faktörle ilişkilendirilebilse de, yapılan görüşmeler tek ve belirleyici bir unsura işaret ediyor: varlık transferi. Mevcut neslin görev ve sorumluluklarını devretmeye hazırlanmasıyla birlikte, bu geçiş süreci aile şirketlerinin hem sahiplik hem de liderlik yapılarında önemli dönüşümleri beraberinde getiriyor.

2024 yılında aile şirketi gelirlerinde küresel ölçekte ortalama %8’lik bir büyüme kaydedilirken, katılımcılar bu oranın 2025’te %12’ye, 2026’da ise %14’e yükselmesini bekliyor. Bu büyümeyi desteklemek amacıyla, aile şirketleri arasında en öncelikli strateji olarak öne çıkan yaklaşım, teknolojik inovasyona özellikle yapay zekâ (AI) yatırımlarına odaklanmak olarak dikkat çekiyor. Bu yatırımların; operasyonel verimliliği artırma, maliyetleri düşürme ve ölçeklenebilir büyüme girişimlerini destekleme açısından kritik bir rol oynaması bekleniyor.

Avrupa Birliği 450 milyonu aşkın tüketiciye erişim imkânı sunan pazar ile öne çıkarken, küresel ölçekte gümrük tarifelerine ilişkin belirsizlikler de Avrupa’yı aile şirketleri için en çok tercih edilen büyüme bölgesi hâline getiriyor. Aile şirketlerinin %51’i, önümüzdeki 12 ila 24 ay içinde faaliyetlerini Avrupa’da büyütmeyi planlıyor.

Ankete katılan aile şirketlerinin %23’ünü oluşturan ve kadın CEO’lar tarafından yönetilen şirketler, 2024 yılında %10’luk gelir artışıyla, erkek CEO’lar tarafından yönetilen şirketlerin (%8) üzerinde bir performans sergiledi.

Bu büyümeyi destekleyen unsurlar arasında, kadın liderlerin risk azaltıcı uygulamaları erkeklere kıyasla tüm stratejilerde daha yüksek oranlarda hayata geçirmesi öne çıkıyor. Bu kapsamda; düzenli risk değerlendirmeleri ve denetimlerin yapılması, siber güvenliğe yatırım, acil durum ve iş sürekliliği planlarının oluşturulması gibi uygulamalar dikkat çekiyor.

Buna ek olarak, yönetişim mekanizmalarının benimsenmesinde de kadın liderlerin neredeyse tüm alanlarda erkeklere kıyasla daha yüksek bir uygulama oranına sahip olduğu görülüyor. Etik ilke ve kuralların hayata geçirilmesi, aile anayasasının oluşturulması ile aile meclisi veya aile konseyi kurulması bu alanlarda öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

Anketin gerçekleştirildiği dönemde, aile şirketleri ekonomik belirsizliği en önemli dış risk olarak tanımlıyor. Katılımcıların %69’u, ekonomik belirsizliği orta veya yüksek düzeyde bir risk olarak değerlendirirken, %68’i bu belirsizliğin kritik iş yatırımları ve büyüme girişimlerinde gecikmelere yol açtığını belirtiyor.

Buna ek olarak, katılımcıların %73’ü, jeopolitik gerilimlerin ekonomik belirsizliği artırdığını ifade ederken, %70’i ise kapsamlı gümrük tarifelerinin uygulanmasının ekonomi ve kendi faaliyetleri üzerinde olumsuz etki yaratacağını düşünüyor.

Siber tehditlere ilişkin endişeler de risk envanterlerinin üst sıralarında yer alıyor. Ankete katılanların %69’u, siber tehditleri orta veya yüksek düzeyde bir dış risk olarak değerlendirirken, %61’i ise siber saldırılara karşı hazırlıksız olmayı orta veya yüksek düzeyde bir iç risk olarak görüyor.

Bu risklere yanıt olarak, aile şirketlerinin %42’si hâlihazırda siber güvenlik önlemlerini ve veri yönetişimi uygulamalarını güçlendirmeye odaklanıyor.

Aile şirketlerinde ortalama personel devir hızı %20 seviyesine ulaşmış durumda. Ankete katılanların yaklaşık %64’ü, yetenekleri çekme ve elde tutma konusunda zorlandıklarını ifade ediyor.

Bu zorluğun üstesinden gelmek amacıyla, aile şirketleri uzaktan çalışma modelini giderek daha fazla benimsiyor. Ankete göre, şirketlerin %76’sı uzaktan çalışmayı insan kaynakları uygulamaları arasına dahil etmiş durumda. Yapılan görüşmeler ise, şirketlerin kısa ve uzun vadeli rekabetçi ücretlendirme programları sunmaya, kariyer gelişim fırsatlarını güçlendirmeye ve olumlu ve kapsayıcı bir kurum kültürü oluşturmaya yöneldiğini göstermektedir.

Aile şirketleri, Kurumsal yönetim yapılarını güçlendirmek amacıyla farklı uygulamalardan yararlanıyor. En yaygın kullanılan yönetişim uygulamaları arasında düzenli aile toplantılarının yapılması (%43), aile meclisi veya aile konseyi kurulması (%41) ve etik ilke ve kuralların hayata geçirilmesi (%41) öne çıkıyor.

Buna karşın, aile şirketlerinin hâlihazırda karşı karşıya olduğu en önemli yönetişim zorlukları arasında karar alma yetkisine ilişkin belirsizlikler (%37) ile liderlik devri için halefiyet planlaması (%36) yer alıyor.

Did you find this useful?

Thanks for your feedback