Deloitte, “Gelişmekte Olan Pazarlarda İnovasyon 2008” adlı araştırma raporunu yayımladı. “Gelişmekte olan pazarlarda ürün satın alma risklerini yönetmek” alt başlığıyla yayımlanan çalışma, satın alınan ürünlerdeki bu risklerin nasıl başarılı bir şekilde yönetilebileceğini araştırıyor. Raporda özellikle, Çin, Meksika, Hindistan ve Bangladeş menşeli ürünlerin güvenlik, kalite ve çevreci standart sorunlarını öne çıkarıyor. Bu sıkıntıların, mevcut standartların yükseltilmesi ve tedarik zincirinin şeffaflaştırılması ihtiyacını doğurduğu belirtiliyor. Tedarikçinin standartlarını test etmek, düzenli olarak denetlemek ve bunları sözleşme hükümleriyle desteklemek, kalitesi düşük ürünlerden korunmanın şartı olarak gösteriliyor.
14 Ağustos 2008, İstanbul – Deloitte, “Gelişmekte Olan Pazarlarda İnovasyon 2008” adlı araştırma raporunu yayımladı. “Gelişmekte olan pazarlarda ürün satın alma risklerini yönetmek” alt başlığıyla yayımlanan çalışma, bu pazarlardan tedarik edilen ürünlerdeki risklere ve bu risklerin nasıl başarılı bir şekilde yönetilebileceğine odaklanıyor. Gelişen ve gelişmekte olan ülkelerden 650 şirket yöneticisinin görüşlerine dayanarak hazırlanan rapora göre, işletmelerde kalitesi düşük ürünlerden korunarak riskleri rekabet avantajına çevirmenin yolu, standartların daha da yükseltilmesinden ve tedarik zincirinin şeffaflaştırılmasından geçiyor. Ayrıca giderek iş yapmanın temel bir ilkesi haline gelen çevre dostu ürün yaklaşımının sosyal sorumluluk alanında görülmekten çıkarak ürün alımlarında da temel bir kriter olmaya başladığı ifade ediliyor.
Rapor, global üreticilerin Çin, Meksika, Hindistan ve Bangladeş başta olmak üzere gelişmekte olan pazarlara yöneliminin giderek yükseldiğini belirtiyor. Katılımcıların yaklaşık dörtte üçü, gelişmekte olan ülkelerdeki üreticilerden son üç yıldır daha fazla faydalandıklarını belirtirken, neredeyse yarısı ise bu artışın önemli ölçüde olduğunu vurguluyor. Yükselişe paralel olarak bu pazarlardan tedarik edilen ürünlerde güvenlik, kalite ve çevre standartları sorunlarının da arttığına dikkat çekiliyor. Karşılaşılan sorunlardan ötürü geri çağrılan ürünlerin şirketlere marka imajlarının zedelenmesi dahil telafisi mümkün olmayan yüksek maliyetler getirdiği vurgulanıyor. Üreticilerin makine parça ve yedek parça tedarikçisi olarak %66 oranında Çin, %36 oranında Meksika ve Amerika’yı tercih ettikleri; Merkez/Doğu Avrupa, Hindistan ve Güneydoğu Asya’yı ise tercih etme oranlarının her bir bölge/ülke için %25’in altında olduğu gözleniyor.
Etkin risk yönetimi rekabet avantajının temeli
Çalışmaya göre, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tüketicileri gelişmekte olan pazarların ürünlerine kuşkuyla yaklaşıyor. Bu durum da küresel imalatçıların risklerini artırıyor. Yine de bu risklerden kaçınmak yerine, onları etkin bir şekilde yöneterek ürün güvenliğinde, kalitesinde ve çevresel standartlarda tüketiciyi memnun etmek ve rekabet avantajı yaratmak mümkün.
Araştırmaya katılan gelişmiş ülke yöneticilerinin üçte biri gelişmekte olan pazarlarda çok başarılı olduklarını düşünüyor. Bu şirketlerin yönetim kurulları ve üst düzey yönetimleri ürün güvenliği ile kalitesi üzerinde hassasiyetle duruyor ve etkin risk ölçüm mekanizmalarına sahipler. Rapor, daha yüksek risk algılamasına sahip olan şirketlerin, bu riskleri etkin bir şekilde anlamaya ve yönetmeye daha yatkın olduğunu ortaya koyuyor.
Daha yüksek standartlar ve şeffaflaşmaya doğru
Marka değerinin ve imajının uzun yıllar içerisinde oluşturulduğunu düşünen şirket yöneticileri, gelişmekte olan pazarlardaki üreticilerinin ürün standartlarına uyması ve tüketicilerin süreçler hakkında bilgilendirilmesi üzerinde ısrarla duruyor. Böylelikle yüksek kalite ve güvenli ürün sunmanın kolaylaşacağı; marka imajının ve değerinin zedelenmesinin önüne geçileceği düşünülüyor. Üreticiler standartlarını yükselttikçe, rakipleri de onları takip edecektir. Üreticiler, standartlarını yükselterek elde ettikleri avantajı koruyabilmeleri için yeni düzenlemelere daha hızlı adapte olabilmeleri ve daha ayrıntılı standartları uygulamaya geçirebilmeleri için risklere karşı her zaman hazırlıklı olmalıdırlar. Rapor, başarılı üreticilerin risk yönetimi faaliyetleri konusunda çok ayrıntılı bir şekilde çalıştıklarını veya aşağıdaki konuları hedeflediklerini ortaya koyuyor;
- Tedarikçilerin fabrikalarını daha sık ziyaret edilmesi.
- Ziyaretler sırasında yönetim yetkinlikleri ve çalışma koşulları konusunda görüşlerini paylaşmak.
- Gelişmekte olan pazarlardaki tedarikçilerin standartlarının test edilerek yükseltilmesi.
- Kontratlarda tesislerin denetimi ve tedarik zinciri süreçlerinin şeffaflaştırılmasının talep edilmesi.
Gelişmiş ülkelerdeki şirket yöneticilerinin %60’ı düşük kaliteli ürünler nedeniyle yaşanan olaylardan sonra standartların sıkılaştırması taraftarı. Ayrıca, %41’i standartların yükseltilmesinin ek maliyetler getireceği konusunda hemfikir. Yine de çalışma, bu maliyetlerin geniş bir perspektifte değerlendirilmesini salık veriyor. Zira, ürün iadelerinin olası zararlarıyla kıyaslandığında bu maliyetler oldukça düşük seviyelerde kalıyor.
Raporun sonuçları Türkiye için de önemli
Son yıllarda Çin, Hindistan gibi gelişmekte olan pazarlardan ithalat oranı giderek artan Türkiye’nin de imalat sanayisini kalitesi düşük, güvenli olmayan ürünlerden korumasının hayli önemli olduğunu ifade eden Deloitte Türkiye Üretim Endüstri Lideri Gaye Şentürk şunları ifade etti:
“Dünyada gelişmekte olan pazarlara artan bir yönelme mevcut. Küresel üreticiler bu pazarlardan yalnızca ithalat yapmakla kalmıyor; üretim ve Ar-Ge tesislerini de maliyetlerin daha düşük olduğu bu ülkelere taşıyor. Türkiye’nin de bu pazarlarla olan iş ilişkileri giderek gelişiyor. Bu pazarlardan yaptığı ithalat rakamları da sürekli artıyor; örneğin Türkiye, 2007 yılında Çin’den 10 milyar dolar düzeyinde ithalat gerçekleştirdi. Öte yandan, son yıllarda bu pazarlardan alınan ürünlerin kalitesine yönelik kuşkular artmış durumda. Bu konu ülkemizde de sıkça gündeme getirildi.
Bu pazarlardan yapılan ürün alımlarında kalite, güvenlik ve çevre standartları konusunda imalatçılarımız özellikle hassas olmalı. Doğru tedarikçiyi seçtikleri ve ürün standartlarını denetledikleri takdirde hem risklerden korunabilir hem de rekabet avantajı yaratabilirler. Deloitte Türkiye olarak, “Gelişmekte Olan Pazarlarda İnovasyon 2008” raporunun bu konularda ayrıntılı bir yaklaşım sergilediğine ve imalat sanayimize katkıda bulunacağına inanıyoruz.”
Deloitte hakkında
Denetim, vergi, yönetim danışmanlığı ve kurumsal finansman hizmetlerinde dünyanın en büyük kuruluşlarından biri olan Deloitte, 140’tan fazla ülkede, 165 bin personeli ile faaliyet gösteriyor. Deloitte dünya çapında 2007 yılı cirosu 27,4 milyar dolardır.
İleri teknoloji kullanan, değişik alanlardaki bilgi ve becerilerini bir araya getiren Deloitte, dünya çapındaki tüm müşterilerine aynı yüksek kaliteli hizmeti sunmayı ilke edinmiştir. Dünyanın en büyük şirketlerinin yarıdan fazlasına ve büyük ulusal teşebbüslere, kamu kurumlarına, ulusal devlere ve küresel çapta hızla büyüyen şirketlere hizmet veren Deloitte, birçok gelişmekte olan pazarda da liderliğini sürdürmektedir.
Türkiye’de çalışmalarına 1986 yılında başlayan Deloitte faaliyetlerini İstanbul ve Ankara’da 900’ü aşkın çalışanıyla sürdürüyor. Deloitte Türkiye’de kurumsal finansman, denetim, vergi, yönetim danışmanlığı ve kurumsal risk alanlarında hizmet vermektedir.