Deloitte 2007 yılı “Gelişmekte Olan Pazarlarda İnovasyon” çalışmasını yayımladı. Uluslararası üreticilerin gelişmekte olan pazarlardaki performansının değerlendirildiği çalışmaya göre, gelişmekte olan ekonomiler hızla büyürken, bu ülkelerde faaliyet gösteren uluslararası imalatçıların önemli bir bölümü aynı başarıyı gösteremiyor. İş hedeflerine ulaşamayan şirketlerin başarılı kuruluşlardan öğreneceği çok şey var. Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımların önemli bir bölümünün satın almalar ve ortaklıklara yönelmesi ise uluslararası deneyim ve kaynakların yerel uzmanlık ile pekiştirilmesinin önemini gözler önüne seriyor.
27 Mart 2007, İstanbul; Türkiye’de Vergi, Yönetim Danışmanlığı, Kurumsal Finansman, Kurumsal Risk ve Denetim, alanlarında hizmet veren Deloitte, uluslararası şirketlerin gelişmekte olan ülkelerdeki performansını masaya yatırdı. Kuruluşun hazırladığı, “Gelişmekte Olan Pazarlarda İnovasyon 2007” başlıklı çalışmaya göre, gelişmekte olan ekonomilerin kaydettikleri büyümeye rağmen, uluslararası üreticilerin önemli bir kısmı bu pazarlardaki iş hedeflerine ulaşamıyor. Araştırmaya katılan şirketlerin sadece yarıdan azı gelişmekte olan ülkelerdeki gelir ve işletme hedeflerine ulaşmakta son derece başarılı ya da hayli başarılı olduğunu belirtti.
“Gelişmekte Olan Pazarlarda İnovasyon 2007” raporu farklı sanayi dallarından 440 üst düzeyli yöneticinin kendilerine elektronik ortamda yöneltilen sorulara verdikleri yanıtlara ve çok sayıda yönetici ile şirketlerinin durumu hakkında yapılan ayrıntılı röportajlara dayanarak hazırlandı.
Rapora göre gelişmekte olan pazarlarda yetenekli insan kaynağını çekmesini bilmek, risk yönetimini iyi yapmak, şirket operasyonlarında yerel özerkliği artırmak ve Ar-Ge çalışmalarında verimli olmak kritik başarı unsurlarını oluşturuyor.
Raporun sonuçları Türkiye için de önemli
Son yıllarda doğrudan yabancı sermaye girişinin hızla arttığı Türkiye’nin gelişmekte olan ekonomiler içinde dikkat çekici bir konumu bulunduğunu hatırlatan Deloitte Türkiye Denetim Sorumlu Ortağı Hüseyin Gürer şunları söyledi:
“Türkiye’ye giren doğrudan yabancı yatırımlar rekor düzeylere ulaşıyor. 2004 yılında 3 milyar dolar olan doğrudan yabancı yatırımlar 2005 yılında 10 milyar, geçtiğimiz yıl ise 20 milyar dolar düzeyine çıktı. Gelişmekte Olan Pazarlarda İnovasyon 2007 raporunun Türkiye’de yatırım yapan ve yapmayı planlayan şirketlerin stratejilerini belirlemelerine katkıda bulunacağına inanıyorum. Halen ülkemize yönelen uluslararası yatırımların önemli bir bölümü satın almalar veya ortaklıklarla gerçekleşiyor. Bu şekilde, yatırımcılar, yerel pazar konusunda uzmanlık sahibi kadro ve kuruluşların getirdiği avantajlardan yararlanırken, yarışa bir adım önde başlıyorlar. Ülkemize gelen uluslararası yatırımcıların başarılı olması, büyüyerek ekonomimize değer ve istihdam kazandırması büyük önem taşıyor. Diğer gelişmekte olan ekonomilerde başarıya giden temel stratejiler Türk yatırımcılar için de geçerli. Yani Türkiye dışındaki gelişmekte olan pazarlarda yatırım yapmayı hedefleyen Türk yatırımcılar için.”
Başarılı stratejiler
Rapor Çin, Hindistan, Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve Doğu Avrupa’dan oluşan beş gelişmekte olan pazarda faaliyetlerini başlatmış ya da genişletmiş üreticilerin karşı karşıya olduğu operasyonel konulara odaklanıyor. Araştırmada yer alan yöneticilerin yüzde 59’u şirketlerinin Çin’de faaliyetleri bulunduğunu söylerken, üçte birden fazlasının Doğu Avrupa, Güneydoğu Asya veya Latin Amerika’da, dörtte birinden biraz fazlasının da Hindistan’da faaliyetleri bulunuyor.
Gelişmekte olan pazarlarda başarılı olan şirketler, yerel bilgiden yararlanmaya ve pazara özel ihtiyaçlara cevap vermeye yönelik özel stratejiler belirlemenin öneminin farkına varıyorlar. Araştırma, en başarılı şirketlerin iş hedeflerine ulaşmak için şu stratejilere başvurduğunu ortaya koyuyor:
-
Faaliyet gösterdikleri pazar açısından önemli yeni beceri ve örgütsel yapıları elde etmek
-
Yerel ölçekte başarı için otonomiyi desteklerken merkezlerin güçlerini azaltmak
-
Gelişmekte olan piyasalarda kişi başına milli geliri çok daha düşük olan müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak için üretimi de çok düşük maliyetlerle gerçekleştirmek.
Gelişmekte olan pazarlar artık büyüme ve inovasyonun lokomotifi olarak görülüyor
Deloitte’un çalışması, gelişmekte olan pazarlara yapılan imalat yatırımlarının doğasının da değişmekte olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Eskiden ucuz işçilik, hammadde ve parçalardan faydalanarak maliyetleri düşürmek için yatırım yapılan bu bölgeler artık hem ürün ve hizmetlerde stratejik büyümeyi sağlayacak pazarlar hem de inovasyon kaynakları olarak görülüyorlar. Çalışmaya göre, gelişmekte olan pazarlara yatırım yapılmasının en önemli sebebi gelirlerin ve pazar payının artırılması. Yöneticilerin yüzde 84’ü bunu “son derece önemli” ya da “çok önemli” görüyor. İkinci sırayı yüzde 77 ile maliyetlerin düşürülmesi alırken bunu ürünün pazara ulaşma süresinin azaltılması, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve beceriye erişim takip ediyor.
Algılamadaki bu değişime bağlı olarak, şirketler de üretim, araştırma ve geliştirme, satış ve pazarlama gibi daha fazla beceri gerektiren faaliyetlerini gelişmekte olan pazarlara taşıyorlar. Bu tip faaliyetler, tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, gelişmekte olan pazarlarda da kıt olan yüksek becerili personel istihdamını gerektiriyor. Şirketler kalifiye çalışanları çekmek ve elde tutmak için rekabet ederken, artan işten ayrılma ve işçi maliyetlerini kontrol altına alma mücadelesi veriyorlar.
İnsan kaynaklarında rekabet artıyor
Deloitte’a göre, üreticiler İK politikalarını yerel gerçeklere uyarlamak zorunda kalıyorlar. Bu ise, her zaman sadece en yüksek maaşların verilmesi anlamına gelmiyor. Gelişmekte olan pazarlardaki başlıca işe alma ve çalışanları elde tutma stratejileri arasında, yüzde 63 ile eğitim, yine yüzde 63 ile maaş, yüzde 59 ile kariyer fırsatları ve yüzde 53 ile ödül ve takdir geliyor.
Kalifiye çalışanlar için yapılan rekabetin ötesinde, uluslararası üreticiler gelişmekte olan ülkelerde fikri mülkiyetin nasıl korunacağı, hukuki ve düzenlemelerle ilgili konular ve jeopolitik meseleler gibi çoğu zaman aşina olmadıkları zorluklarla da karşılaşıyorlar. Deloitte’un çalışmasına göre, üreticiler bu konuda “Risk Zekası Gelişmiş İşletmeler” olmak zorundalar. Bu, tüm risklerin değerlendirilmesi, elde edilen sonuçların da kapsamlı, tek bir çerçeveye entegre edilmesi anlamına geliyor. Risk yönetimini kültürün parçası haline getirerek çalışanların da sürece dahil edilmesi kritik önem taşıyor. Buna ek olarak, imalatçıların gelişmekte olan pazarlardaki süregelen operasyonlar için riskleri sadece pazara girme kararını alırken değil, girdikten sonra da sürekli olarak değerlendirmeleri gerekiyor.
Bununla birlikte, Deloitte’un çalışması risk yönetiminin uygulamada değişiklik gösterdiğini de belirtiyor. Örneğin, çalışmaya katılan yöneticilerin sadece yüzde 56’sı şirketlerinin bir yükselen pazara girmeden önce kapsamlı bir risk değerlendirme çalışması yaptığını söylerken, süregelen faaliyetleri için riskleri değerlendirenlerin oranı ise sadece yüzde 45.