Deloitte “Perakendenin Küresel Güçleri 2007” başlıklı raporunu yayımladı. 1995’den bu yana her yıl yayımlanan çalışmada, dünyanın en büyük 250 ve en hızlı büyüyen 50 perakende şirketi sıralanıyor. 1 Temmuz 2005 - 30 Haziran 2006 arası dönemin değerlendirildiği rapora göre, ilk 250 perakende şirketinin toplam cirosu bir önceki döneme göre yüzde 6 artarak 3,01 trilyon dolara çıktı. Dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan Amerikalı Wal-Mart 312 milyar dolarla yine ilk sırada yer aldı. Tüketiciler bu dönemde en büyük 250 perakendeciden dakikada 5,4 milyon dolarlık alışveriş yaptılar.
7 Şubat 2007, İstanbul; Türkiye’de Denetim, Vergi, Yönetim Danışmanlığı, Kurumsal Finansman ve Kurumsal Risk alanlarında hizmet veren Deloitte, dünyanın en büyük 250 küresel perakendecisinin belirlendiği “Perakendenin Küresel Güçleri” başlıklı raporunun onuncusunu yayımladı. En büyük 250 perakendecinin 1 Temmuz 2005-30 Haziran 2006 tarihleri arasında elde ettiği toplam ciro bir önceki döneme göre yüzde 6 oranında artarak 2,84 trilyon dolardan 3,01 trilyon dolara çıktı. Rapora göre, uluslararası perakende devleri için başta Çin ve Hindistan olmak üzere, orta sınıfları hızla büyüyen gelişmekte olan ülkelerin sunduğu pazarların önemi artıyor.
Perakende sektörünün küresel çaptaki güçlü büyümesini sürdürdüğünü ifade eden Deloitte Türkiye Yönetim Danışmanlığı Sorumlu Ortağı ve Tüketim Endüstrisi Lideri Uğur Süel, Türkiye’nin de uluslararası perakende grupları açısından cazip bir pazar oluşturduğunu ifade etti. Süel sözlerini şöyle sürdürdü:
“Perakendecilik küreselleşmenin belkemiğini oluşturan sektörler arasında yer alıyor. Nitekim, her yıl listedeki şirketlerin yeni ülkelere açıldığını görüyoruz. Türkiye de perakende şirketleri için uzun bir zamandır önemli bir pazar. Ancak Çin ve Hindistan gibi yüksek nüfuslu pazarların perakende sektöründe ön plana çıkmaları karşısında Türkiye’nin rekabet avantajlarını artırmak için daha aktif olması gerekiyor. Son yıllarda uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye gösterdiği ilgiye paralel olarak perakende şirketlerinin de ülkemizde yeni açılımlar yapacağını düşünüyoruz.”
Wal-Mart’ın hakimiyeti sürüyor
2007 araştırmasının birincisi, 312,4 milyar dolarlık cirosu ile bu yılı da en yakın rakibinin önünde açık ara farkla kapatan Amerikan perakende devi Wal-Mart oldu. İlk 250’nin cirosunun yüzde 10’dan fazlasını tek başına gerçekleştiren şirketi, 92,8 milyar dolarla Fransız Carrefour ve 81,5 milyar dolarla Amerikan şirketi Home Depot izledi. Wal-Mart’ın, kendisini takip eden dört perakendeci kuruluşun ya da listenin son 97 perakendecisinin toplamından daha fazla cirosu bulunuyor.
Listede özellikle Amerikan şirketlerinin üstünlüklerini sürdürdüğü görülüyor. İlk 250’de geçen yıl 90 olan Amerikan şirketlerinin sayısı bu yıl 93’e çıktı. Amerikalılar, şirket sayısı açısından listenin yüzde 37,2’sini, ciro hacminin ise yüzde 45,6’sını oluşturuyor. Ülkeler sıralamasında ABD’yi Japonya, İngiltere ve Almanya izlerken, cirodan alınan payda, Almanya ikinci, Fransa ise üçüncü sıraları alıyorlar.
Raporda yer alan verilere göre, tüketiciler dünyanın en büyük 250 perakendecisinden saniyede 90.000, dakikada 5,4 milyon dolarlık alışveriş yaptılar.
Latin Amerikalı perakendeciler karlılıkta başı çekiyor
Rapora göre, listedeki 250 şirketin ortalama net kar marjları dönem içinde yüzde 2,7’den yüzde 3,5’e çıktı. Bu, marjların yüzde 1,7 olduğu 2000 yılı raporuna göre iki kat artışa işaret ediyor. Bölgelere göre incelendiğinde ise en kârlı perakendecilerin Latin Amerikalılar olduğu görülüyor. Bölgede net kâr marjları ortalama yüzde 4,4 düzeyinde gerçekleşirken, en düşük kâr marjına da yüzde 2,9 ile Asya Pasifik bölgesindeki perakendeciler sahip oldu. Avrupa içinde ise, başı yüzde 5,5’lik kâr marjı ile İngiliz perakendeciler çekti. Avrupa’nın sektörde en az kâr yapan kuruluşları yüzde 2’lik ortalama ile Almanlar oldu.
En büyük grup “Hızlı Tüketim Malları”
İlk 250 içinde satış cirosu bazında en büyük sektör, aralarında Wal-Mart, Carrefour ve Metro’nun da bulunduğu 133 şirketle Hızlı Tüketim Malları (Fast Moving Consumer Goods, FMCG) oldu. Bununla birlikte, FMCG grubunun ilk 250’de yer alan diğer perakendecilere göre ortalamanın altında performans gösterdiği görülüyor. FMCG’lerin ortalama olarak en az sayıda ülkede faaliyet gösteren şirketler olması da dikkat çekiyor.
Raporun hazırlanmaya başladığı 1996 yılından bu yana ise gıda sektörünün listedeki ağırlığını kaybetmeye başladığı görülüyor. 1995 yılında, ilk 250 şirketin yüzde 61’i gıda temelinde faaliyet gösteriyordu. 2000 yılında yüzde 58’e gerileyen bu oran, son raporda ise yüzde 54’e indi. Bu gerilemede, özel ürün mağazalarının uluslararası alanda yayılmaya ve gıda perakendecilerinin yerini almaya başlamasının önemli bir rol oynadığı görülüyor.
Çin ve Hindistan diğer gelişmekte olan ülkeleri gölgede bırakıyor
“Perakendenin Küresel Güçleri 2007” raporunda küresel ekonominin 2007 yılındaki görünümü de değerlendiriliyor. Çin ve Hindistan ekonomileri yıllardır sergiledikleri yüksek ve sürekli büyüme oranları ile dikkat çekiyorlar. Birlikte dünya nüfusunun yüzde 40’ını oluşturmaları bu iki ülkeyi sadece üretim için değil, önemli pazarlar olarak da uluslararası yatırımcıların gündemine sokuyor.
Perakende sektöründe aralarında Türkiye, Meksika, Tayland gibi ülkelerin de yer aldığı diğer yükselmekte olan ekonomilerle kıyaslandığında Çin ve Hindistan’ın uluslararası yatırımcılar için daha cazip bir konuma geldikleri görülüyor. Raporda, Türkiye’nin gelişmiş pazarlara yakınlık, kalifiye eleman ve gelişmiş altyapı gibi rekabet avantajlarını kullanması tavsiye ediliyor.
Küresel perakendeciliğin karşısındaki sekiz zorluk
Sektördeki güçlü büyümeye karşın, küresel perakendeciliğin karşı karşıya olduğu zorluklar ve Deloitte tarafından yapılan tahminler de bulunuyor. Bu riskler ve Deloitte’un tahminleri şöyle sıralanıyor:
-
Değer yaratma: Son yıllarda hisse değerlerinde önemli bir artış yaşayan perakendecilik sektörünün bu yükselişi sürdürmesi giderek zorlaşıyor. Rapora göre, önümüzdeki 5 yıl içinde, tüketici harcamalarının azalmasıyla birlikte, perakende şirketlerinin hisse değerlerinde de düşüş yaşanacak.
-
Nakit zengini ama yatırım özürlü: Perakendeciler önemli miktarda nakit biriktirmiş durumdalar. Ancak sadece en büyük perakendeciler bu parayı nasıl değerlendireceğini biliyor ve buna rağmen onlar da yatırımlarından yeterli getiriyi almakta zorlanıyorlar. Deloitte’a göre, yatırımcıların artan baskısı perakendecileri Birleşme & Satın Alma faaliyetlerini, kar paylarını, borçların azaltılması yönündeki çabaları ve mağaza açılışlarını artırmaya itecek.
-
Küreselleşmeye tepki: Gelişmekte olan ülkelerin mevcut ticaret fazlaları sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda. Raporda, siyasi ve ekonomik baskıların ABD, Japonya ve Avrupa ülkelerine gelen ithal ürünlerin maliyetini yükselteceği ve üretimin bu gelişmiş ülkelere kaymaya başlayacağı tahmin ediliyor.
-
Teknoloji ile pazara şeffaflığın gelişi: İnternet ile birlikte bilginin yaygınlaşması, alıcılarla satıcılar arasındaki bilgi yarışını alıcılar lehine şekillendiriyor. Deloitte’un bu konuda 3 tahmini var. Bunların ilkine göre, tüketicilerin ürünler, fiyatlar, ürün özellikleri ve performansları gibi konularda daha fazla bilgi sahibi olması perakende çalışanlarına olan ihtiyacı azaltacak. İkinci olarak, İnternet üzerindeki açık artırma siteleri perakendecilerden pazar payı kapacak. Son olarak, İnternet’in sağladığı şeffaflık, şirketlerin çocuk işçiliği kullanılması, üretimde çevreye zarar verilmesi ve diğer şüpheli faaliyetlerinin ortaya çıkarılmasına ve markaların gözden düşmesine neden olacak.
-
Dijital yakınsama: YouTube, dijital alanda yaşanan devrimi simgeliyor. Site, İnternet üzerindeki içeriğin ve trafiğin önemli bir bölümünü elinde tutuyor. Ayrıca, kullanıcılara karşılıklı etkileşim imkanı da sunuyor. Bu içerik içinde, zekice hazırlanmış reklamlar da tüketiciye ulaşıyor. Deloitte, bu tür sitelerin reklamcılar ve şirketlerin olumsuz uygulamalarını ifşa etmek isteyen STK’lar tarafından daha çok kullanılacağını öngörüyor.
-
Küresel tüketici ve çalışanın değişen yüzü: Değişen nüfus yapısı, tüketim alışkanlıklarında da önemli bir değişimi beraberinde getiriyor. Yaşlanan nüfus, harcamaların ürünlerden deneyimlere ve hizmetlere doğru kayacağını gösteriyor. Gençlerin azalması yeni eleman bulmayı zorlaştırırken toplumların kaynakları da sağlık alanına kayıyor. Buna karşılık, gelişmekte olan ülkelerde perakendeciler genç eleman bulmakta zorlanmıyorlar. Rapora göre, gelişmiş ülkelerde gerek iş piyasası gerekse tüketici eğilimleri perakendeciler aleyhine dönecek. Daha genç nüfusa sahip gelişmekte olan ülkeler ise daha hızlı büyümeye sahne olacak.
-
Büyüyen küresel orta sınıf: Orta sınıflar gelişmiş ülkelerde küçülürken gelişmekte olan ülkelerde patlama yaşıyor. Bu ise perakendecilerin dikkatini bu ülkeler üzerinde yoğunlaştırıyor. Kendi ülkelerindeki büyüme potansiyelinin azalması perakendecileri gelişmekte olan pazarlara daha çok çekiyor.
-
Yaşam tarzı markalandırması: Ürünler yerine deneyimlerin, yaşam tarzlarının veya çözümlerin markalandırılıp satılması yayılıyor. Raporda müşterilerin iyi bir kahveden fazlasını, yani iyi hizmet, iyi müzik ve rahat bir mekan satın aldıkları Starbucks’ın stratejisi buna örnek olarak veriliyor. Bu konsept, diğer sektörlerde de yayılıyor. Deloitte’a göre, büyümek ve tüketici ile mevcut ilişkilerini genişletmek için markasının gücünü kullanarak geleneksel olmayan ürün ve hizmet alanlarına yayılan şirketlerin sayısı artacak.