Deloitte Türkiye   Deloitte Türkiye
 
2007’nin Küresel Riskleri ve Fırsatları
Deloitte Küresel Ekonomiye Bakış 2007 raporunu yayımladı
Yayınlandı: 26/12/06

Deloitte tarafından hazırlanan Küresel Ekonomiye Bakış 2007 raporu, küreselleşmenin 2007’de karşı karşıya olduğu riskleri ve fırsatları değerlendiriyor. Çalışmaya göre, küresel dengesizliğin kökeninde ABD’nin hızla büyüyen cari işlemler açığı yatıyor. Bugün bu açığı finanse eden Asyalıların bu görevden sıkılması ise dünyayı ciddi bir durgunluğa sürükleyebilir. Ancak, krizlere eskisinden çok daha dayanıklı olan gelişmekte olan ülkeler küresel ekonominin yardımına yetişebilir.

26 Aralık 2006, İstanbul; Deloitte her yıl küresel ekonominin durumunu değerlendirmek ve bir sonraki seneye dair öngörülerde bulunmak amacıyla hazırladığı Küresel Ekonomiye Bakış raporlarının yenisini yayımladı. Küresel Ekonomiye Bakış 2007, yaşanmakta olan küresel dengesizliğin nedenlerini ele alıyor. Rapor, küresel ekonominin karşı karşıya bulunduğu ciddi riskleri kabul etmekle birlikte, krizin kaçınılmaz olmayabileceğini savunuyor.

Küresel Ekonomiye Bakış 2007, küresel ekonomideki mevcut dengesizliğin kökenlerini ABD’nin giderek büyüyen cari işlemler açığı ve Asya’da yaşanan yüksek tasarruf oranlarına bağlıyor. Buna göre, Amerikalıların hızla yükselen emlak fiyatlarının da etkisiyle yaptıkları aşırı harcamalar aşırı tasarruf yapan Asyalı tüketiciler ve şirketler tarafından finanse ediliyor. En önemli kriz riski de Asya’nın Birleşik Devletler’i finanse etmekten vazgeçmesi senaryosuna dayanıyor. Bu durumda, dolar değer kaybederken, faizler yükselecek ve ABD, dolayısıyla da dünya ekonomik durgunluğa girecek. Bununla birlikte, gelişmekte olan ülkelerin küresel büyümenin motoru olarak ABD’nin yerini almayı başarmaları gerginliği azaltabilir.

Çin ve Hindistan hızlı büyüyorlar ama dertsiz de değiller
Ülke ve bölgeler bazında değerlendirmelerin de sunulduğu Küresel Ekonomiye Bakış 2007 raporunda, yüksek ekonomik büyümeleri ile parmak ısırtan Çin ve Hindistan’ın da yapısal sorunlarla karşı karşıya olduklarına dikkat çekiliyor. Aşırı yatırımlar, yetersiz iç tüketim ve verimsiz kamu iktisadi teşebbüslerine sürekli kredi akıtan Çin bankaları bu risklerin başında geliyor. Çin hükümetinin büyümeyi iç tüketime kaydırmaya yönelik çalışmalarının ise finans sektöründe radikal bir reform yapılmadığı takdirde başarısızlıkla sonuçlanabileceği belirtiliyor.

Bilişim sektörüne yüksek yatırımlar yapan Hindistan da, 1980’lerden bu yana hızla büyüyor. Öte yandan koalisyon hükümeti içindeki karışıklıklardan ötürü reformların durması ve Çin’in bilişim teknolojisindeki yükselişinin Hindistan’ın bu alandaki avantajını tehdit etmesi bu ülkenin karşısındaki riskler olarak sıralanıyor. Ülkedeki bir diğer sorunu ise, hızlı büyümenin getirdiği vasıflı işgücü açığının yeterli düzeyde karşılanamaması oluşturuyor. Bununla birlikte, raporda, Hindistan’ın küresel ekonomiye tam entegre olmamasının olası bir küresel durgunluktan daha az etkileneceği anlamına geldiği vurgulanıyor.

Avrupa ve ABD gerekli tedbirleri almakta çekingen
Avrupa Birliği’nde ülkelerin hızlı büyümeyi teşvik edecek reformları siyasi riskleri nedeniyle yapamaması yapısal sorunların aşılmasını engelliyor. Euro bölgesinde ise Avrupa Merkez Bankası’nın politikalarının kimi ülkelere yarar sağlarken kimilerine de zarar vermesi euro deneyiminin planlandığı gibi işlemediğini gösteriyor. Euro projesinin işlemesi için sağlanması gereken işgücü hareketliliği ise kültürel sebeplerden ötürü mümkün görünmüyor. Ancak kıta tamamen de umutsuz değil. Koruyucu devletin eğitim ve altyapıya yüklü yatırım yaparken işgücü piyasalarını serbestleştirdiği İskandinav modeli Avrupa’nın geri kalanı için örnek teşkil edebilir. Rapora göre, Alman ekonomisi bu yıl hareketlenme göstermesine rağmen, ABD ekonomisindeki durgunluğa paralel olarak 2007’de yavaşlayacak.

ABD ise karmaşık bir resim sergiliyor. İlk bakışta, ülkedeki vergi gelirleri beklentilerin üzerinde çıkarken, şirketlerin karları da yüksek ve istihdamda sağlıklı bir büyüme yaşanıyor. Tüketici harcamaları ise enerji fiyatlarındaki artışa dayanıyor. Ne var ki, ülkedeki gelir dağılımının çarpıklaşması, bugüne kadar tüketimi artıran varlıklı ailelerin de konut fiyatlarındaki artışın sonuna gelinmesi ile birlikte kemer sıkmaya başlaması geleceğe dair karamsar bir tablo sunuyor. Doların daha fazla değer yitirmesi büyümeyi hızlandırabilecekse de, rapora göre bu değer kaybı yeterli hızda olmayacak. ABD Merkez Bankası’nın buna tepki olarak faizleri hızla yükseltmesi ekonomik yavaşlamayı daha da şiddetlendirecek.

ABD’deki tüketimin azalmasının küresel etkilerini kısmen de olsa telafi edebilecek bir gelişme ise Japonya’dan geliyor. Tarihi ekonomik atılımını ihracatla gerçekleştiren ancak son 15 yıldır uykuda olan Japonya tekrar doğrulmaya başlıyor. Bunun küresel açıdan en önemli sonucu ise, yaşlanan nüfusun tasarruflarını harcamaya başlaması ve Japonya’nın cari işlemler fazlasını düşürmesi olacak. Rapora göre, Japonya küresel dengesizliğin düzeltilmesinde önemli bir bileşen haline gelecek.

Gelişmekte olan ülkeler artık sağlam basıyor
Geçmişte yoğun yatırım ve hızlı büyüme dönemlerinin ardından genelde büyük krizler yaşayan gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya bulunduğu riskler ise azalıyor. Küresel Ekonomiye Bakış 2007’ye göre, bu riskleri azaltan etkenler arasında gelişmekte olan ülkelerin artık kendi para birimleri cinsinden borç bulabilmeleri; borçlarını yönetilebilir düzeylerde tutmaları; önemli döviz rezervleri hazırlamaları; ve finansal sistemlerini iyileştirerek döviz kurlarını gerçekçi düzeylere çekmeleri bulunuyor. Gelişmekte olan ülkeler için başarının sırrı, son piyasalara yakınlık ve erişim; nispeten yüksek beceri düzeyleri ve/veya altyapıda; ve gelişmekte olan büyük ülkelerin mal ihtiyaçlarını karşılayabilmekte yatıyor.

Küreselleşme karşıtlığı yükseliyor
Deloitte’un raporunda, küreselleşme karşıtlığının şaha kalktığı tespitinde de bulunuluyor. Bunun ardındaki en önemli sebep olarak ise, ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğinin artması ve küreselleşmenin maliyetini ödeyen ana kesimin piramidin altındaki halklar olması gösteriliyor. Bu tepkinin azaltılması için küreselleşme yanlısı politikacıların kaybedenlerin zararlarını telafi etmekteki isteksizliklerini bir kenara bırakmaları gerektiği belirtiliyor.

Deloitte Türkiye Denetim Sorumlu Ortağı Hüseyin Gürer raporun Türkiye açısından da önemli ipuçları sunduğunu ifade ederek, son yıllarda kazanılan ekonomik ve siyasi istikrarın korunması gerektiğini söyledi. Gürer sözlerini şöyle sürdürdü:

“Küresel Ekonomiye Bakış 2007, Gelişmekte olan ülkelerin geçmişteki hatalardan ders aldıklarını ve krizlere karşı daha dayanıklı hale geldiklerini görüyoruz. Türkiye de bu yönde çok önemli adımlar attı. Ekonomik reformların sürdürülmesi uzun vadede Türkiye’yi yüksek refaha giden sürdürülebilir büyüme yoluna sokacaktır. Rapordan çıkarılması gereken bir diğer ders ise, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin birer rakip olarak değil, ortak olarak görülmesinin ve bu ülkelere olan ihracatımızı artırmanın yollarının aranmasının gerekliliğidir.”

Daha detaylı bilgi için Küresel Ekonomiye Bakış 2007 raporu için tıklayınız.

Bu konu hakkında daha fazla bilgi için
 
Kaynak: Deloitte Türkiye - Türkiye (Türkçe)

Sayfayı bastır    E-Posta
     

©2008 Deloitte Touche Tohmatsu. Her hakkı saklıdır.
Deloitte; bir veya birden fazla, ayrı ve bağımsız birer yasal varlık olan, İsviçre mevzuatına göre kurulmuş Deloitte Touche Tohmatsu'ya ve üye firma ağına atfedilmektedir. Deloitte Touche Tohmatsu ve üye firmalarının yasal yapısının detaylı açıklaması için lütfen www.deloitte.com/about adresine bakınız.

Deloitte Türkiye RSS